Herıld Yani
İlişki Matematiğine Giriş 101

Şimdi benim algılayamadığım bir durum var ki, bu meselede yalnız olmamayı dileyerek yazıma başlıyorum.

İlişki süresi nedir? Ne değildir?

Birisiyle birliktesiniz, mutlusunuz. Mis. Daha ne olsun? 

Gün gelir ayrılabilirsiniz de, bu da normal. Normal olanı bir daha eski sevgiliyle birlikte olmayıp “eskiyi eskide bırakmak”tır kanımca ama, bu bazen olmaz. Kısmet. “Bir küs, bir barışık” ya da ecnebilerin dediği gibi “on & off relationship” gibi bir hal alır. Yaradan başka elem keder vermesin amin.

İşte bu durum, zamanında en az 1 kez de olsa ayrılıp barışmış çiftlerimiz, ayrı oldukları dönemi yok saymaları durumu. Basit bir örnek olsun, 2004‘te birliktelik yaşayıp 1 yıl sonra ayrılmış, sonrasında -mesela- 2008‘de tekrar kürkçü dükkanına dönülmüşse, her fırsatta “biz 7 yıldır birlikteyiz” lafı kafanıza kafanıza çakılıyor. (Sene 2011, 2011-2004= falan fişmekan) Biz bunun matematiğini sormuyoruz ki sizlere, hem de hiç yani. 

Hayır ben mi manyağım dedim, ama yok. Sorun bende değil, sizde. Yine etrafımdan bu güruha dahil olan bir eleman, “kolay değil 7, aylık ilişkimiz var” diye açıklama yapan ve açıklamayı yaptığı sırada “ilişkisi olan” genç arkadaşımız eylül 2010 - kasım 2010 arası gayet saptı ve aylarca bizzat şahsıma ağlandı. “Kolay değil, 7 aylık ilişkimiz var” dediği andan itibaren 7 ay geriye gidiyorum, ı ıh olmuyor. Ağlandığı, sap olduğu dönemle kesişiyor. Neyse. Sanırım Matrix’te bir kayma oldu…

Bir tane daha örnek olsun, neşemizi bulalım diyor ve “hayatımın son 4 yılı, hayatımın en güzel kısmı, iyi ki varsın sana çok aşığım” diyen bir başka arkadaşım. Ne güzel lan, olsun tabi, mutlu olun. Gençler sevişsinler. Ama canım benim, geçen yılın başında ayrıldınız, eski sevgiline 1 yıl boyunca nefret kusa kusa insanlığından oldun zaman zaman. Ne çabuk unuttun bunları? Facebook’larda Yıldız Tilbe şarkıları bile paylaştınız eski sevgiliye hitaben… Kınadık mı? Yoöö. Bize ne lan sizden? Sanırsın söz konusu çift Angelina Jolie - Brad Pitt çifti… Ne içtiniz olm biz de söyleyin zalımlar. (Zalim değil, zalım olarak “ı” ile okunmalı)

Demem o ki ilişkinizi bırakın, süresiyle de ilgilenmiyoruz. Ayrılıp barışmış olabilirsiniz, olmayabilirsiniz de. Bari kendinize güldürtmeyin hatalı matematiksel işlemlerinizle. Sizi gören de uzun süredir birlikte olanlara devlet tarafından bir fon açıldı, bir bütçe ayrıldı, maaşa bağlandınız sanacak. Yoksa var mı böyle bir şey? Varsa söyleyin nolur, herkesin paraya ihtiyacı var :(

Ne kadar zamandır birlikte olduğunuzu kimseye söylemek zorunda değilsiniz yani, bunu demek istiyorum. Başta güldük eğlendik ama artık eğlenemiyoruz.

Ne diyor Gizembiç’iniz : “Herkesi kandır, kendini kandırma. İnanırsın.”

Esenlikler efendim.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
20 plays

Olan biten hiçbir şeye şaşırmıyorum. Ama şunu fark ettim ki, feci halde yoruluyorum.

Hatta yoruldum.

Olan biten tüm absürt olayları hiç şaşırmayarak karşılayışım, etrafımca farklı algılanıyormuş, bunu da fark ettim. Ama bilin ki sorun bende değil, sizde. 

Her şeyi olağan karşılayışım hayattan bıkmışlık, bezmişlik, vazgeçmişlik değil. Hatta tam tersi. Belki hayattan değil ama, kendimden beklediğim şeyler epey bir fazla. Vazgeçmiş insanın beklentisi olur mu hiç?

Ama ne yalan söyleyeyim, uzun zamandır günün sonunda “birisi” çıkıp, “valla şu olanların hepsi şakaydı, falancayla oturduk seni kandırdık, sen de yedin kek.” dese diye bıkmadan usanmadan bekliyorum. Desin ki şaşırayım, siz de rahat edin ben de…

Hemcinslerime Açık Mektup [Arkadaşlı]

“Açık mektup” kisvesi altında yazdığım seriyi sekteye uğrattığım için sizlerden özür diliyorum. Çok güzel laflar hazırladım sizler için. Sataşmalı, fesatlı çok şahaneli bir açık mektup sizleri bekliyor. Hadi bakalım;

  • Kız kıza, cici cici, hanım hanımcık bir görünüm sunarken etrafa, “kankaaa” gibi abuk subuk laflarla yanımızdaki arkadaşlarımızın hayatını karartmayalım. Unutmayalım ki hepimizin en az bir tane ismi var. İsimlerimizi kullanalım. Hem madem arkadaşız, yalnız kadığımızda çok içimizde kaldıysa kankaaa diyelim ki, biraz heyecanlı olsun hem. 
  • Arkadaşlarımızı kıskanmayalım. Kıskanacaksak arkadaşlık etmeyelim. Selam verip geçelim, olmuyorsa zorlamayalım.
  • Arkadaşımız sigara / içki içiyor diye biz de içmek zorunda değiliz. Bu yanılgıya düşmeyelim. İçene de içmeyene de tepki vermeyelim. Kim ne nane yiyorsa yemelidir, maydanoz olmayalım.
  • Kabul ediyorum ki, özel üretim ayakkabılar, güzide tasarımcıların elinden çıkmış kıyafetler giyemiyoruz muntazaman. Toptan ne üretildiyse gidip alıyoruz, ama bunun “sanki tek kişiye mi üretiliyor canım, ben de aynısını alabilirim” şeklinde algılanması, son derece iğrençtir. Arkadaşımızın kıyafeti / ayakkabısı, bırakın arkadaşımızın olarak kalsın. Onca çeşit şey varken, gidip aynısını almayalım. İnsan olalım.
  • Kıyafet, ayakkabı, makyaj malzemesi vb. meteryallerin paylaşımı kişiye göre değiştiğinden, mal sahibinin analizini iyi yaptıktan sonra, ödünç alma isteğiyle kendisini rahatsız edelim. Karşı tarafı zor durumda bırakmayalım, sonuçta o sizin arkadaşınız. Kişisel not: Benim çöpümü bile istemeyin. Net.
  • 3 kız bir araya gelince 2’sinin daha yakın olup 1’inin daha konu dışı kalması olayını ortaokulda bıraktığınızı düşünüyorum. Bırakmadıysak eğer, önce kendimizden utanalım, sonra bu işi bir kenara bırakalım. 
  • “Dedikodu yapmıyoruz” yalanına kimse sığınmasın, hepimiz yapıyoruz. Ama unutmayın ki, dedikodunun da bir sınırı var. Gaza gelip atıp tutarsak, sonuçlarına katlanmak zorunda olacağımız aklımızdan çıkmasın. Dostun dostu var hesabı… 
  • “Dost acı söyler” yavşaklığına sığınıp kin kusanlarınız var ki, kusura bakmayın yemiyoruz. Üstü kapalı biçimde, kırıcı olmadan söyleyelim ki, hem içimizde kalmasın, hem de arkadaşımızı uyarmış olalım. 
  • Yukarıdaki maddenin devamı gibi olsa da, bu apayrı bir konu: Eleştiri konusu. Eleştirmeyi bilmiyorsak, alahaşkına susalım. Kimse bu yüzden bizleri kınamayacaktır. Arkadaşım benden görüş bekliyor düşüncesi yüzünden saçmalamayalım. Zira o eleştiri, her eylemden sonra periyodik bir hal alıyorsa, bunun adı eleştiri yapmak değil, kıskançlık oluyor, bunu bilelim.
  • Ne aşırı eleştiri yapalım, ne aşırı övgü. Ayarı tutturalım. Aşırı eleştiri yapmamızı yukarıda zaten anlattım, aşırı övgü de 1 defa hoşa gider, 2 defa hoşa gider, sonrasında hiç kimseyi etkilemez bunu bil. Kendini kas demiyorum, sadece Oscar‘lık oynamaya teşebbüs etme, çünkü olmuyor oynayamıyorsun. Maalesef.
  • Sevgilisi yüzünden arkadaşa trip atmayalım. Sevgili işte o, arkadaş değil ki… Herkesin kendi aklı var kuzum, bırakın bu işleri. Çok istiyorsan, ayrıldığında gelip ağlanırken “ah ben diyecektim / ah ben anlamıştım” gibi laflarla hayat karartırsın olur biter. Ama bırakın, arkadaşlarınız da mutlu olsunlar. Sürekli denge kurmaya çalışmasınlar sevgilisi // arkadaşları arasında. Yazıktır.
  • Arkadaşın fikrini almak son derece önemli ve hoş bir davranıştır evet, ama özellikle sevgilimiz üzerinde arkadaşlarımızdan öğrendiğimiz oyunbazlı-şeytanlı şeyleri denemeyelim. Sonrasında üzülürüz, bunu bilelim. Üzülünce de arkadaşımıza sinirleniriz. Ama adama sorarlar, “zorla mı yaptırdı sana o yaptıklarını arkadaşın” diye. Kendi aklımızı kullanmaya özen gösterelim. 
  • Başka bir versiyonu, yani arkadaşınızı sevgilisi konusunda etkilemek, davranışlarını kontrol etmeye çalışmak, “benim aklıma uysun” çokbilmişliği yapmak fazlasıyla hasta ruhlu bir iştir. Bir uzmana gözükelim çok geç olmadan.
  • Arkadaştır, şudur budur kabul ama, her şeyimizi bok varmış gibi anlatmayalım. Açık ve net. 
  • Arkadaşın malı ortak mal değildir. Beleşçi olmak iğrençtir. Bu da açık ve net.
  • Herkesle samimi olmak zorunda değilsiniz. Kıçını yırtsan olamazsın zaten, denemesi bedava. 1 dakka lan, denemeyin. (Dün tanıştığım CANIM için yazdım bunu)
  • Götümüz sıkışınca yalan söylemek yerine, hiçbir şey söylememeyi tercih edersek, bence çok şahane bir insan oluruz. Valla.
Bir çokbilmişin itirafları vol.1

“Everything you like, I liked it 5 years ago” ukalalığımı bilmeyeniniz yoktur. Varsa bile artık yok. Ama bakın size ne anlatacağım, gülelim istiyorum.

Küfürdü, kelime / harf oyunlarıyla çeşitli oyunbazlı laflardı baya bir arşivim var tahmin edersiniz. Bu kategoriye giren laflardan birini bilmiyormuşum ben. Birisi geçende söyledi ve keşke kendimi sandalyeye bağlasaymışım dedim bu lafın sonunda. O kadar çok güldüm ki, lafı söyleyen arkadaş, onunla dalga geçtiğimi düşündü. Çokbilmişim ya ben, o bakımdan. Çocuğa ne desem inandıramadım, epey de çabaladım.

Konserve ananas vardı masada, kimse dokunmuyor bile. Bundan sonrasını tahmin ettiniz zaten ama, yazayım ben yine de. “Anana saldırdım bozuk çıktı” dedi çocuk, benim ve öbür yanındaki çocuğun duyabileceği şekilde. İnanın ki ben daha önce bu lafı duymamışım. O kadar çok güldüm ki, boğazım acıdı. Çocuk başta bozuntuya vermese de bir müddet sonra hafif bir kızardı. Ama gerçekten ilk defa duyuyordum. Evet o kadar gülünecek ne vardı, ben de bilmiyorum ama çok güldüm, nabayım?

Neyse efendim, böyle bir laf varmış ve ben bilmiyormuşum. Öğrendim. Bu da itirafı olsun istedim. :)

Geçen Seneden: Sanıyoruz Ki 2009 Bitiyor

28/12/2009
Bir yıl daha bitiyor… Televizyondaki yılbaşı programında neler olacağına dair heyecanımız tükeneli çok oldu. Piyango bile seçenek enflasyonundan anlamını yitirdi. İstanbul’u düşünürsek, kar yağışı da epeydir ‘sıradışı’…

Bir yıl daha bitiyor… Televizyondaki yılbaşı programında neler olacağına dair heyecanımız tükeneli çok oldu. Piyango bile seçenek enflasyonundan anlamını yitirdi. İstanbul’u düşünürsek, kar yağışı da epeydir ‘sıradışı’…


Ama yine de bir heyecan var, değil mi?
Yeni bir ilişkiye başlar gibi. Karşına çıkanın bir öncekindeki kötü huyların hiçbirine sahip olmadığı rüyası. Bu inancın verdiği huzur. Aranan asıl şeyin huzur olmadığını unutmanın rehaveti.


Yeni bir işe başlar gibi. Bütün yetenekleri döküp saçıp, bütün aferimleri alma heyecanı. Birkaç günlük ömrü olan pazartesi diyetleri, aybaşı kararları, zaaflara iradeyle meydan okuma gayreti…


Her şeyin aynı olacağını bal gibi biliyoruz ya, yine de en insani yanımızla karşı koyuyoruz. Yaşamanın anlamı biraz da bu galiba.
Zaman dediğimiz şeyin ne kadar belirsiz ve değişken olduğunu unutuyoruz. Doğa olaylarına endeksli de sansak; örneğin Roma İmparatoru Sezar’ın borcunu ertelemek için çevirdiği dolapları nasıl unutmuş olabiliriz? Vadesi gelen borcunu ödeyemeyince zamanı geri alan Sezar’ın gücü hangimizde var? Temmuzda hesabını kapatacak alacaklınızın kapısına dayandığınızda “Daha temmuz olmadı, şu an nisan” dediğinde itiraz etme şansınızın olmadığı bir dünya.


Bundan 2055 sene önce İmparator Jül Sezar (Julius Caesar) 712 yıldır süregiden takvimi değiştirme kararı alır. Ocakı yılın ilk ayı yapar, şubata 28 günü layık görür ve kalan aylara sırasıyla 30 ve 31 gün serpiştirir. Jül’ün ölümü ardından tahta geçen Augustus, kendi adıyla anılan ayın (Ağustos) 31 değil de 30 günden oluşmasını şanına yakıştırmaz ve ani bir kararla ağustosu da temmuz gibi 31 günden oluşturur.
Bitirmek üzere olduğumuz yıla dair bile çok farklı sonuçlara ulaşmak mümkün. Örneğin İsa’nın doğumundan 622 yıl sonraya gelen göçü (hicret) milat sayan, 1 yılı 354 günden oluşturan ve Osmanlı döneminde bizim de tanzimata kadar kullandığımız Hicri kameri takvime göre 1431; güneş ve ayı temel aldığı için bir yılı 365 günden oluşturan Şemsi takvime göre 1388; Rumi takvime göreyse 1425 yılındayız. Papa 13. Gregory’nin 1582 yılında oluşturduğu ve bizim de kabul ettiğimiz Gregoryen takvime görey şu an 2009 yılındayız. Bir de gündeme 2012 yılını getiren Maya takvimi var ki o da meraklısına ayrı mevzu.


Tepemizde dönüp duran Ay’a göre oluşturulan takvimlerin kökeni 12 bin sene öncesine dayansa da zaman konusunda hâlâ mutabık kalamamış olmamız düşündürücü. Bu binlerce sene içindeki yanlış hesaplama, Güneş yerine Ay’ı belirleyici sayma gibi sebeplerle arada kaynayıp, yok olup giden yılları düşünün bir.
Saate yönelik fikir birliğine ancak 1 Ocak 1972 tarihinde varıldığını düşününce şaşırmamak elde değil. O tarihte konuyla ilgili bütün yetkililer toplanıp ‘Uluslararası Atom Zamanı’nı (TAI) standartlaştırmışlar. Halen kimi alanlarda kullanılmakta olan Eşgüdümlü Evrensel Zaman (UTC) ile TAI arasında bile saniye farkı var. 2009’da aradaki fark 34 saniyeydi. ‘34 saniye de nedir canım’ diyenlerin parmağını bu kadar süre ateşte tutarak hem bu sürenin uzunluğunu hem de bu sayede zamanın görecelik kuramını (izafiyet teorisi) anlamasını isterim.


Yaz saati, kış saati derken karışan saatleri düşünelim bir de. İçinde bulunduğumuz saat aslında kaç, düşünüyor muyuz? Güneşe hükmedemiyor oluşumuzun getirdiği bu yapay müdahale bir yana ‘zaman dilimi’ dediğimiz kavramı da unutuyor olamayız. Hani şu Türkiye’yi Britanya’ya göre 2 saat ileri götüren. Peki neden saate bakan Edirne ve Karslı’nın aynı zamanı görüyor da günde 5 vakit namazı, Ramazan’da iftarı hayli farklı zamanlarda kılıyoruz? Bunun da açıklaması var. Her şeyin olduğu gibi.
Bütün bu karmaşaya son vermeyi hayal edenlerden biri de İsviçreli meşhur saat üreticisi Swatch olmuştu. İnternet devriminin kitlelerle tanışmaya başladığı 1998 yılında Swatch İnternet Zamanı adlı bir sistem icat etmişti. Amacı zaman dilimlerini ortadan kaldırarak internette herkesi ortak bir ana yerleştirmekti. Beat adı verilen zaman biriminin her biri 
86,4 saniyeye denk geliyordu. Merkez noktası olaraksa Swatch’ın kurulduğu Biel’i alıyordu (http://getir.net/euj).

O dönem aralarında CNN’in de bulunduğu pek çok site, dönemin lideri Ericsson’un cep telefonları ve birçok bilgisayar yazılımı bu zaman dilimini destekledi. Ancak dünya (en azından o dönemde) bir sistemi daha hazmedemedi.
Hepsi bir yana öğleni 12, akşamı 19, geceyi 24 yapan şey nedir? Kimler vermiştir bu kararları? Ve etrafınıza bakın; şu an cidden saat kaç? Benim etrafımdaki analog her saat başka bir zamanı gösteriyor. Mutfaktaki fırının üstünde yer alan dijital saatse Türkiye’nin dalgalı voltajından ötürü hep geri kalıyor. Bilgisayarlarım saatleri ayarlama enstitülerinden bir şeyler çekiyor; doğru olduğunu varsayıyorum.
Bizim 2010 diye beklediğimiz yılın Çin takviminde 4707 yılına denk geliyor olduğunu anlatıp iyice kafa karıştırmak da istemiyorum.


Ama şimdi boşverelim hepsini. Sağlıklı, mutlu ve bereketli bir yeni yıl bizi bekliyor.


M. Serdar Kuzuloğlu

Kill Your Idols

Şu hayatta idolüm dediğim 3 tip insan var:

  1. Kolayca kusabilen insanlar. Hastalıktan olsun, içmekten olsun. Midesini kötü hissedip “kussam rahatlayacağım” mantığında sessizce uygun ortama gidip, işini halledip, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilenler.
  2. Yiyorum yiyorum kilo almıyorumcumlar. Net.
  3. Unuttum ama böyle bir idolüm vardı.

Not: ilk 2 güruha dahil olanlar ölse, üzülmem. 3. güruhtakiler için bir şey diyemeyeceğim, hatırlasam yazardım. Onca da sayardım bir zamanlar yok idolüm falan diye, unutmuşum.

Bir güç var, Valla

Şimdi bundan yıllar önce, şaka şaka öyle çok eski bir şey değil anlatacağım şey.

Bir arkadaşımla oturmuşuz, konudan konuya zıplıyoruz. Rus edebiyatından bahsederken birden roket teknolojisine falan geçiyorum ben. [çılgınlı]

Sonra tabi ki de konu dönüp dolaşıp güzellikti, makyajdı, zayıflıktı, Ebru Şallı’ydı bu yöne kayıyor. Adet olduğu üzere bayan Şallı’nın kaş şekline bok atıyoruz. Üzerimize vazifeymişçesine. 

Kilo alınca götünün büyüdüğünden yakınıyor, bende zaten Kim Kardashian götü var biliyorsunuz. Bu sefer yine adet olduğu üzere bu Kardashian götümden ilk bahseden arkadaşım oluyor. Gülüyoruz muntazaman.

Arkadaşımın sevgili kuzeni de meğer bizi dinlemekteymiş. Ne bilelim, Superman gözlerini bize bahşedip gitmedi ya duvar arkasını görelim. Kız o sırada odaya giriyor, buyur ediyoruz el mahkum, göt gardiyan.

Kızdan rahatsız olduğumuz yok da, insan nezaketen bir kapı tıklatır falan, neyse. Arkadaşımın elinde de bisküvi var o sırada. Ben sevmem bisküvi, yemiyorum. Hemen alıyor kız bisküvilerden bi tane. “sen yemesene bundan” diyor kıza da. Sinir oluyorum. O sırada arkadaşımın telefonu çalıyor, kız ona bakmak için kalkıp odadan çıkıyor. Tehlikenin farkında mısınız?

“sen aslında çok güzelsin ha” diyor. Evet bildiğin “ha” ile noktalıyor cümleyi. Cümle içerisinde “aslında”nın geçmesi, laf yiyeceğimin garantisi. Zaten über bir güzelliğim de yok bence. Kaş, göz, ağız, burun falan düzgün evet. Ama bir Angelina Jolie değilim yani. Gergin bir şekilde bekliyorum ne diyecek diye. “zayıflasana sen” diyor bana. Nasıl gücüme gitti, anlatsam inanmazsınız.

Kendisi bırakın sıfır bedeni, eksi bilmemkaç benden. Hem kuzenine hem de bana istediği gibi laf söyleme hakkını da buradan buluyor sanırım. Sinirleniyorum haliyle. Olay çıkarırım hiç dayanamam. Ama o da misafir, ben de misafirim. Zaten ev sahibine, kuzenine benim yanımda “sen yemesene bundan” gibi çıkışıp ev sahibini de bozmuş bir kıza, ne desem boş. Küfür ettiğim için bana terbiyesiz diyenlere duyurulur. Bakın o kız terbiyeli, mis. Ben noktalama işareti olarak “amınakoyim” diyorum, o “ha” diyor. Kahrolayım. 

Arkadaşımın laf yemesenin şokunu atlatamamışken, bir de ben laf yiyorum. “sen önce şu tiftik kafanın çaresine bak, sonra gel bizim dertlerimizle ilgilen”, “nasıl olsa normal kiloya dönemeyeceksin, git silikon falan taktır da ütü masası kıvamından kurtul”, “sen gibi kıllı kız ömrümde görmedim -ha-, kolların böyleyse başka bir tarafını düşünemiyorum”, “ya sen lisede tuvalette falancadan tokat yemiştin ya, sonra o falanca neden disipline gitmedi, merak ettim bi anlatıversene” gibi cümleler beynimde dolanmakta o sırada ama, çocukça buluyorum bunları birden. Hayattaki tek hedefi koca bulup varmak olan bir kızın bu laflarımdan da gerekli şeyi çıkarmayacağını biliyorum bir de…

Hayattaki tek hedefini gerçekleştirmiş, koca bulmuş idi 3-5 ay önce. Evlendi tabi. Ve tabi gitmedim düğününe. Ne bok işim var? 

An itibariyle öğrendim ki, boşanmış. Annesinin evine dönüş yapmış. Evlendiğin adamdan ayrılmak yeterince ağırdır, oturup bunu dilime dolamayacağım. Ama o gün arkadaşımla konuşutuklarımızı gizliden dinleyip, arkadaşım odadan gidince de “zayıflasana sen” diyerek beni yılan gibi sokmuştun ya. Ben gerçekten çok kırılmıştım. Çok gücüme gitmişti.

Umarım annenin evine dönmüş olman da en az benim o gün bana dediğin o cümleden sonraki yaşadığım kırgınlığı sana yaşatmıştır. En az o kadar gücüne gitmiştir bu dönüşün.

Bir gün sıfır benden olursam da siksinler beni. NET.

Hemcinslerime Açık Mektup [Sevgilili]

Not: Bu açık mektupta “siz sevgilinize böyle böyle yapıyorsunuz ya, yapmayın. Bakın ben ne mükemmel insanım, okuyun da görün hatta reblog edin de görülsün” teması işlenmiştir. Bir bakıma “karşı cinsin avukatlığını” üstleniyorum yani. 

  • Sevgili hemcinslerim. Çoğunuzun sms‘i ne kadar sevdiğini biliyorum. Fakat sevdiceğe “dakikada kaç sms yollayabiliyorum acaba” şeklinde rekor denemesi yaparmışçasına sms atmanız, son derece yanlıştır. Unutmamalıdır ki, şüphelendiğiniz bir şey varsa, o adam bunu yapmanın niyetine girdiyse (artık o her neyse) sms atarken de bunu yapabilecektir. Bunu kabullenelim, sms kampanyalarının köpeği olmayalım.
  • İletişimden devam edelim. Sms dışında aynı durum arama eylemi için de geçerli olup saat başı rapor isteme / rapor verme gibi bir hataya düşmeyelim. İlk önceleri bu durum iki tarafça da garipsenmez, hatta hoşa gider. Ama unutmamalıdır ki çok muhabbet tez ayrılık getirir. Bırakalım kendisi yanımızda yokken işine, gücüne, okuluna odaklanabilsin. Sabah uyanmakta güçlük çekiyorsa ısrarla aramak suretiyle uyandıralım, öğle yemeğinden sonra biraz lak lak edelim, akşam iş / okul çıkışı zaten buluşuruz, buluşamıyorsak o zaman da konuşalım ki, gün içerisinde saat başı rapor verirsek bu saydıklarım anlamsızlaşır. Adamın telefonunu danışmaya çevirmeyelim.
  • Sevdiceğin arkadaşlarından Ayşe kişisi kaltak, Fatma kişi ilişkinizi kıskanıyor, falanca kişisinin ise sevdiceğinizde gözü var. Seni de sevmiyorlar zaten, çekemiyorlar. Kimsiniz siz? Brad Pitt - Angelina Jolie çifti mi? Elbet böyle nefret edilesi kişiler olur etrafınızda, buna lafım yok ama herkese de aynı muamele mi yapılır arkadaşım? Sorunlu musun? Şunu bil ki sen o adamı seviyorsun, Ayşe ise sevmiyor. Nasıl aynı açıdan bakıyor olabilirsiniz aynı adama? Olamazsınız. Sen böyle saçma sapan düşüncelere devam edersen ne olursun? Komik olursun. Gülerler adama. Aleme kendimizi güldürtmeyelim.
  • Yukarıdaki maddeye tam gaz devam. Sevdiceğin arkadaşları hakkında atıp tuttunuz. “O kız sana yazıyor, bu kız seni kesiyor, o kızla görüşme vıdı vıdı” yaptınız. Bazı adam önce hemen reddeder, bazısı daha bi tilkidir “yok canım alla alla valla mı ehiehi” diye sizi sözde kızdırır. Yalandan bi kavga edersiniz hani sırf birbirinize yavşamalık. Tek cümle: Eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürmeyin. Üzülürsünüz.
  • Sevdiceğimizin kız arkadaşları konusu kadar, erkek arkadaşları da önemlidir. Ali’nin sevgilisi yok diye Ali’ye vebalıymış gibi davranmayalım. “Hımm demek Ayşe kişisi bana yazıyormuş ehiehei” diye hınzırlık yapıp sizi kızdıran sevdiceğiniz, konu erkek arkadaşlarına gelince asla böyle hınzırlıklar yapmaz. İnsan doğası gereğince tersini yapar hatta. Siz Ali’yle görüşme dersini, o illa Ali’yle görüşür. Sadede gelecek olursak eğer: Yeri geliyor anne-baba karışamıyor çocuğunun kiminle görüşüp görüşmeyeceğine. Sevgilisisin onun, sahibiymiş gibi davranma andaval. Hele Ali senin bu tutumunu anlarsa, beni çağır, boynuzlarını birlikte cilalarız.
  • Saçımızın, başımızın, ojemizin, makyajımızın perde arkasını sevdiceğe anlatmak zorunda değiliz. Ne yani adam da bize banyoda tıraşlamak suretiyle gerçekleştirdiği vücut temizliğini mi anlatsın? Bunu mu istiyoruz? Sevgili olabilirsiniz ama bazı sınırlar yine de olsun ki, vıcıklaşma olmasın o ilişkide. Sonra ağlamayalım orada burada.
  • Bunu yapan erkekler de mevcut, ama hemcinslerim bu konuda o kadar baskınlar ki, hiç düşünmeden bu mektubun maddelerine ekliyorum : Sevdiceğimizle sidik yarıştırmayalım. Bir kere kulvarlar farklı, en başa git, sen dişisin o erkek. Kural ihlalinden diskalifiye. Sidik yarıştırılan konu ne olursa olsun umurumda değil, ders olur genel kültür olur, yemek yapmaca olur. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğunu unutmayalım, ve tekrar söylüyorum sidik yarıştırmayalım. 
  • Teknolojik aletleri kullanmaktaki özürleriniz, futbol konusundaki yetersizliğiniz, siyaset alanındaki cahilliğiniz sevdiceklerinizce hiçbir zaman çekici bulunmaz. Bunu kabul edelim. Çok istiyorsak öğrenelim, soralım, soruşturalım. Ama istemiyorsak da hiç kurcalamayalım, susup oturalım. 
  • Sevdiceğimizin telefönünü karıştırıp “o kim bu kim o ne bu ne” diye hayat karartmayalım. “O da bana yapsın benim ondan gizlim yok ki” gibi saçma laflar etmeyelim. İshal oldun da arkadaşına bir şey danıştın belki, adam bunları mı okusun yani? Ha doğru ya kızlar sıçmaz zaten, ben yanıldım.
  • Tanışmak önemli, buluşmak önemli, sevişmek falan da. Bunlar için yıl dönümü ay dönümü gün dönümü diye tutturmak, adamına göre farklılık yaratsa da bu saydığım “ilk”leri hatırlamak gerekli ve yeterlidir. “Bana ilk çiçek aldığın gecenin sabahında yaptığım omleti beğenişinin” bilmem kaçıncı bilmem ne dönümü, iğrençtir. 
  • Sevgililer Günü, adettendir. Ben de hediye bekleyenlerdenim. Lakin sevgililer günü 14 Şubat’tan, ne bileyim 15 Temmuz’a falan alınsa mesela, çok da umurumda olmaz. Yine hediye isterim. Hediyeyi alan sevdicek ise, isterim. (onca şey yazdın kendin için de bir açıklama yap diyenlere geldi bu)
  • Daha önceki açık mektuplarda benzerini yazdım, ama burada da yazma ihtiyacı duyuyorum. Herkesin kendine özel bir vakti olmalı. Adam her boku seninle yapacak diye bir şey yok. Var sanıyorsan, üzgünüm yani. O biraz maç muhabbeti yapsın, pes’te arkadaşlarıyla kapışsın falan; sen de film izle, dizi izle, yat uyu ne bileyim. Sen arkadaşınla bir şeyler yapmak istediğinde elinde kozun olur hem, “ama sen de geçen gün…” diye lafa başlarsın. Şaka şaka. Adam zaten bakar ki sen arkadaşınlasın, hemen arkadaşlarının yanına gider, tabi illa bi sevişmesi falan gelmediyse. Denedim %90 böyle.
  • Sevdicekle tartışırken bile edepli olalım. Adamın şerefini, şerefsizliğini, erkekliğini, ağırlığını ağzımıza sakız etmeyelim. Hayır ucu yine sana dokunacak. Zorla mı sevgili vasfına erişti o adam? Sorarım sana. Şuursuz olmayalım.
  • Her yüzüğe anlam yükleyenleriniz yüzünden hediye gelen yüzük sayısında ciddi bir azalma var. Hem kuyumcuların hem de benim çok fena ahımızı alıyorsunuz kevaşeler. Hayır işin kötüsü bu “ilişkiye isim koyma” bilmemnesi yüzük alarak çözümleniyorsa, birçok çift heba oldu gitti desenize… Adamları korkuttunuz resmen. Benimse tek suçum, en sevdiğim takının yüzük olmasıydı. Kevaşeliği bırakalım.
  • Çokbilmiş kız arkadaşlarımızdan cin fikirler edinip, sevdicek üzerinde deneme yapmayalım. Çok net: Cin fikirler götünüze kaçar. 
  • Net olunması gereken konular var. Mesela eski sevgili konusu. İlla söylemek istiyorsan, gevelemeden söyle ne istediğini. Sonrasında da zaten olaylar şekillenir. “Yok ya ne görüşeceğim” diyen adam eski sevgilisiyle görüşürse “yalancı” , “Aynı ortamdayız sonuçta hayatım, mecbur görüşeceğiz” diyen adam ise “kaypak adayı” olur. Kısa sürede reaksiyonu alırsın.
  • İlişkinizin süresi, boyutu zartı zurtu ne olursa olsun aileler çok önemlidir. İlişki süresince aile / aile üyeleri kavramının 2 tarafın da ağzına sakız etmemesi önemle rica olunur. 

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bir sonraki açık mektup ise yine hemcinslerime yönelik olacak. Bu sefer [arkadaşlı]. Yani sırf kendim için yazacağım. Öptüm.

Erkeklere Açık Mektup [Arkadaşlı]
  • Karşı cins mensubu arkadaşımızın sevgilisini olur olmadık eleştirilere maruz bırakmayalım. Meriç olmayalım.
  • Karşı cins mensubu arkadaşımıza sevgilimizin her bokunu anlatmayalım. Unutmamalıdır ki, 3. şahıslara sürekli sevgilimizden bahsetmek, tehlikeli ve yasaktır.
  • Sevgilimiz yanımızdayken sevgilimize yılışık yılışık davranıp, o gidince efe efe tavırlar içerisine girip elalemi kendimize güldürtmeyelim.
  • Dedikodu yapmak iğrençtir. Karşı cins mensubu arkadaşlarımızın gazına gelip dedikodu yapmayalım. 
  • Israrla dedikodusunu yaptığınız kişiyle ileriki günlerle kankigiller modu ile gezmeniz, son derece güven azaltıcı hatta yok edici bir eylemdir. Unutmayalım.
  • Arkadaşımızın arkadaşına olur olmaz sarkmayalım. Zaten olacağı varsa olur, bunun farkında olalım.
  • Ekşi Sözlük / İnci Sözlük muhabbetiyle hayat karartmayalım. Kendi adıma konuşmalıyım ki, siz de çok iyi biliyorsunuz bunu, sizin bahsettiğiniz şeyden kesinlikle sizden önce haberim olmuş, bahsetmiş, gülmüş ve onu orada bırakmışımdır. Israrcı olmayalım.
  • Sevgili daha tatlı gelir ve arkadaş çoğunlukla satılan taraf olur. Pek azınlıkta bir güruh erkek satış politikasına gitmez. Çok az, çok çok az. Bunu kabullenelim ve saçma sapan yalanlar söylemeyelim. Sonuç olarak hem sevgiliden hem panpa’dan olursunuz, bunu bilelim.
  • Homofobik ve aynı zamanda lezbiyen sever tavırlar takınarak oksimoronu kanıtlamaya ant içmeyelim. Götünüze yazan birisi yok, gereksiz panikleri bünyeden atalım.
  • Ortamda “bayan” var. Beyler konuşmalarımıza dikkat edelim, gibi gereksiz uyarılarla ortamın amiri moduna girmeyelim. Kimse kimseye zorla küfür ettirtmez. Kim ne derse desin, sana ne arkadaşım? Kim rahatsız olursa, o söylesin. Ha sen rahatsızsan eğer, ortamdaki “bayan”ları aracı olarak kullanma. Yersiz yersiz laflar etmeyelim.
  • Yeni tanıştığımız bir arkadaşı eleştirecek hiçbir şey bulamadığımızda işi / gücü / okulu hakkında soru yağmuruna tutma ezikliğini göstemeyelim. Eziklik hoş bir şey değildir, bilelim.
  • Porno arşivimizi gururla anlatmayalım. Torrent’te arattırdın mı sen çık dışarı yap işini gücünü, onlar kendi kendilerine iniyorlar zaten. Neyin havasını atıyorsun ki? Sanırsın arşivdeki videolarda / filmlerde yardımcı erkek oyuncu kendisi.
  • Pes‘te herkesin eline verebileceğimizi iddia etmeyelim. Harbiden çok sıktı. 
  • 5 liralık hesap için cebimizden tomarla para çıkartmak görgüsüzlükten başka bir şey değildir. Bunu kabul edelim.
  • Sürekli “kadınlar araba kullanmasın aga ya” triplerinde olmaları. Bir şoför tut da arka koltukta uyuya uyuya yolculuk edelim madem pezevenk. Ya da belki iyi kullanıyor o kişi, ne bildin? Çük’le mi kullanılıyor sanki araba da insana eksikli muamelesi yapıyorsun. Haddimizi bilelim.
  • Politikadan, sanattan, spordan bi haber olup yine de konuşmak için konuşmayalım. 
  • Kendimizi Cem Yılmaz sanmayalım. Çünkü değiliz, unutmayalım. En yakın kankim olsan bunu sana söyleyeceğim, bunu bil.
  • Sigaramızı adaplı içelim. Bazılarımız sigarayı öyle bir içiyor ki, sanırsın kokain falan çekiyor. Altı üstü sigara içiyorsun geri zekalı, neyin tribindesin? Derler adama, üzülürüz. Üzülmeyelim.
  • Götümüze turnusol kağıdı kaçmasın. Her boku kategorize etmek marifet değildir. Bilelim.
  • Beleşçilik = Uyanıklık değildir. Beleşçilik = Beleşçiliktir. Net.
  • Yemek yapabilen, teknoloji özürlü olmayan, torrent kullanabilen, format atabilen kızları orada burada anlatmayalım. O arkadaşları “adı amından büyük” olarak lanse etmeyelim. Bırakın insanlar birbirlerini birebir tanısınlar. 
  • İçtiğimizi abartmayalım. Dövdüğümüz kişi sayısını fahiş tutmayalım. Olayı Ziya’nın aslan avına kadar getirmeyelim. (bkz: Neşeli günler)
  • İnançsızlığımızla övünmeyelim. Ateist ayağına karı kız etkileyeceğiz sanmayalım. Unutmayalım ki, sizin inancınız / inançsızlığınız kimsenin umurunda değil.
  • Herkes bana yazıyor tavırlarından çıkalım. Gerçi herkes çıksın bu tavırdan. Net.
  • Feminen tavır ile kibarlık arasındaki ince çizgiyi iyice öğrenelim. Efe efe gezerken kibarlığımızı, yapmacık yapmacık kibar görüneceğiz diye doğamızda olan erkeksi havayı kaybetmeyelim. 
  • Taç takmayalım. Yalvarıyorum bunu yapmayalım. Bırakınız biz dişiler takalım o taçları. Lütfen.
  • Kaşlarımızla oynamayalım. Onları almayalım. Onlara kesik atıp falçata kemal gibi gezmeyelim. Hem kendimize yazık hem kaşımıza.
  • Dengesiz olmayalım. Söylenecek bir şeyi “uygun üslupla” söyleyelim. Hayat karartmayalım.
  • Gömleğimizin düğmelerini göbek deliğimize kadar açmayalım. Tiksinçlik çok kötü bir şeydir, unutmayalım.
  • Salaşlık ile bakımsızlık arasındaki ince çizgiye son derece dikkat edelim. Salaş olacağız derken kendimizi rezil etmeyelim. Bakımsız diş, tırnak vb. temiz olayan ayakkabı, kıyafet vb. gibi ögeler salaşlık değil bakımsızlık unsurlarıdır. Bilmiyorsak öğrenelim, biliyorsak doğru uygulayalım. 

Erkek arkadaşlarıma selam ederim. 

MSN Chat logs vol.2
- Sen iyice küfürbaz oldun. Caps biriktiriyorum.
+ Ne caps'i ya.
- Bu [caps] (gizem says: siktirtme belanı)
+ ahahah sikicem ya yok artık : )
- Bunu da aldım tamam : D
+ Konuşmuyorum ya artık. Caps ne ki, msn chat logs kayıtı bende. Böyle hepsi hepsi.
- Saygılar abla.
+ Huyumdur kayıtlarım.
- Tamam bişey demedim zaten ya (A)
+ Ahaha melek olursun işte böyle aahahah.
MSN Chat logs vol.1
- x ilişkisi yok durumunu ''bedavaya sevişiyor, parasız'' olarak değiştirdi. aslkjdlaskjdlkasjdkl
+ sdghökhgdsdfghjkhgfdsdfghklkjgfd bende yok ya, olmadı. Panpalar falan yazıyormuş bir göremedim. : ( caps'le boşa gitmesin.
- gitti bilene ya. ama ben bunu bi kere yapmıştım. yani bana orjinal değil ama sabah görünce öldüm. Tivitliycem birazdan.
+ ahahah ilişkisi varmış hakkaten sdfghjkl, Kız kim ki sdfghjk?
- ha.. o mu? nerden bilcen lan şu desem. slkadkjas tanıştım işte kampüs içinde.Burası kastı msn var mı dedim, internet cafeye geçip konuştuk kdhaskjdhka.
+ Ahahaha güldüm piç. : D İnternet cafe ahahah.
- Ayrılırsam paçandayım, bilesin. askdjklasd
+ Yok yok ayrılma böyle iyi.
Tarçın Kokusu
-Hiç mi sevmiyorsun ya tarçın kokusunu?
+Nefret ediyorum, öyle böyle değil.
-Çok da rahatsız edici değildir ama.. (?)
+Vallahi sevdiceğimin ağzı tarçın kokacağına soğan koksun. O kadar diyorum.
-Böylesi açıklamanın karşısında saygıyla eğilirim.
+fghkjjhgfghjkljhgf
Erkeklere Açık Mektup [Sevgilili]
  • Sevdiceğe ped almaktan çekinmeyelim. Onu kendiniz için almadığınızı herkes biliyor.
  • Düşünmeden, amatörce yalan söylemeyelim. Can sıkıcı , sevdiceği ilgilendirmeyen bir durumsa “yok bir şey” gibi basit yalanlara başvuralım ki, o yalanlar ayağımıza dolanınca orada burada ağlanmayalım.
  • Klozet kapağı konusunda hassas olalım. Sağa sola serpmeyelim, hiç hoş değil.
  • “Güldüren / komik erkek makbul erkektir” kisvesine sığınıp komikli videolarla hayat karartmaktan bir an önce vazgeçelim. 
  • Anamızın, bacımızın, kankimizin gazına gelmeyelim. Kendi aklımızla hareket edelim.
  • “Seven kıskanır” yalanını yemeyelim. Rahatsız olunan bir durum varsa, konuşma yoluna gidelim. Laf sokup, trip atıp hayat karartmayalım.
  • Dinlemesini bilelim. O an için dinleyecek durumda değilsek açıkça belirtelim. Dinliyormuş gibi yapıp sonradan olayın daha da boka batmasını engelleyelim.
  • Renk takıntılarımızdan vazgeçelim. Bu güruh, azımsanmayacak bir nüfusa sahip. Kırmızı oje, kırmızı body, kızmızı bikini gibi şeylere bozuk atmayalım. Unutmayalım ki, o bikinin siyahı da giyilse kızmızısı da giyilse açık yerler yine açıkta kalacaktır. Kırmızı oje süren kızlar da orospik değillerdir.
  • Ense traşımıza önem verelim. Görenler dilenci yarrağını değil, pehlivan ensesini anımsasınlar. Göz - Gönül ikilisi şenlensin.
  • Sevdicekle ayrı ayrı aktivitelere gönül verebilirliği kabullenelim. Bırakınız siz bilgisayar oyunu oynarken o dizi izlesin. 
  • Hep gez toz ye iç seviş olmaz tabi. Film izleyelim mesela. Ya da dizi. Ama orta yol bulalım, ısrarcı olmayalım. Sonrasında saçma sapan sebepler yüzünden kavga etmeyelim. Amacımızdan sapmayalım.
  • Sevdiceğin önerisi dahilinde gidilecek bir yere o veya bu sebepten dolayı gitmek istemiyorsak, açıkça belirtelim. Çocuk gibi gidilen yerde surat asıp oturmayalım. “sen çok istiyordun o yüzden geldim” gibi sikindirik laflarla yalan yapmayalım. “çok istedim de ne oldu, surat astın istek götüme kaçtı” derler adama, üzülürsün. Üzülmeyeyim.
  • Üşengeçlik kisvesi altına kolayca muktedir olabilecekken kifayetsiz olmayı tercih etmeyelim. Gün gelir pişman oluruz. Olmayalım.
  • Futboldan anlayalım. Sebze gibi bakmayalım. Ofsaytı bilmeyen sevgiliyi kim ne yapsın? Ofsaytı ben anlatacak olsaydım eğer, neden eril bir kişiyle sevgiliyim? “Ben basketbol seviyorum” gibi saçmalamayalım, seveceksek ikisini de sevelim. Hali hazırda seviyorsak da taraftarı olduğumuz x takımı yüzünden sevdiceğe “ben seni x’li yaparım ıhahahahıhahahııhaha” diye anırmayalım.
  • Spor yapalım. Pilates yapmayalım. 
  • “Şunu yap da yiyelim” diye sevdiceği her öğün öncesi Ümit Usta’cılık oynatmayalım.
  • Cimri olmayalım. Zira sevdicek sizden milyon dolarlık residance istemeyecektir. 
  • Fazla naz, kadını nazi yapar. Bunu unutmayalım.
  • Sevdiceğe “aşka inanmıyorum” demeyelim. Bu orospu çocukluğunu yapmayalım.
  • İnatlaşmayalım. Hele sevdiceği anlamamak için, hiç inatlaşmayalım.
  • Koruyucu kollayıcı olalım. Mesela köpeklerden, kedilerden. 
  • Korkulan / tiksinilen şey hakkında sevdiceğin üzerine gidip hayat karartmayalım ki, gün olur devran döner ekolünden keserin sapı bir tarafımıza sokulmasın.
  • İçiyorsak kusmayalım, kusacaksak içmeyelim. Yok illa kusacaksak usulca ortamdan sıvışıp, işimizi halledip çaktırmadan ortama geri dönelim.
  • Sevdiceğimiz yanımızdayken bilgisayar kuşu, internet köpeği olmayalım. Telefönümüzle cıkcıkcıkcık oynaşmayalım. 
  • Açtığımız her profile hunharca fotoğraf yükleyip “Yiğidin malı meydandadır” lafına sığınmak iğrençtir. Bunu bilelim.
  • Kendimiz bilgisayar oyunu oynamayı, erkek erkekli buluşmaları abar abar abartırken, sevdiceğimizin telefönde arkadaşıyla dedikodu yapmasını, messenger’da milletle geyik yapmasını, Twitter’da mention hastalığına tutulup orayı adeta “public message area” olarak kullanmasını eleştirmeyelim. Sizlerin yokluğunda bu tip account’lara sığınmak, yeterince koyuyor ona, bunu bilelim.
  • Zorunlu arkadaş tanımını kavrayalım. Unutmayın ki, bizim de etrafımızda bulunan ve “arkadaş” olarak isimlendirdiğimiz bazı kişilerle mecburen görüşüp / konuşuyoruz. Böyle bir durum sizin de başına gelince, merhamet bekleme andavallığına düşmeyelim.
  • Karşı cinse yavşamayalım. “Kuyruk sallıyor bende suç yok” gibi angus angus laflar etmeyelim ki dilimiz bir bütün olarak kalsın, kesilmesin.
  • Sevdiceğin, etrafınızdaki hemcinsi hakkında yaptığı uyarıyı dikkate alalım. Unutmayalım ki bir dişi, diğer bir dişinin gözünden anlar ne fitne fücur düşünceler içerisinde olduğunu. “Ama o benim çok yakın arkadaşım / Ama o benim kankimin eski sevgilisi / Ama biz çoook önceden tanışıyoruz” gibi klişeleri bir kenara bırakalım. Adam olalım. 
  • Arkadaş yanında resmi, yalnız kalınca ‘gayrı resmi’ olmayalım. Unutmamalıdır ki, sevdiceğiniz arkadaşınız değildir ve ona arkadaşınız gibi davranmanız saçmadır. 
  • Sevdiceğimiz yanımızdaken “canım balım” o yokken ise “ya takılıyoruz işte yaa” diye saçmalamayalım. Kıt akıllı olduğumuzu bu kadar açık açık ortaya sermeyelim.
  • Sadece kızları değil, insanları bir tutma gibi bir hataya düşmeyelim. Bunun kurbanı olup sevdiceğe “koca delisi” gözüyle bakmayalım. Evlilikmiş, evmiş, çolukmuş, çocukmuş, bunlar öyle basit şeyler değil. Bunun farkında olan kızlarımızın kıymetini bilelim.

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Hepinizi öptüm.

stayla.css

<style type=”text/css”>

body
{

hair-color:#330033;
hair-align:top-left;
pants-color:#ccffff;
pants-align:bottom;
shoe:converse;
shoe-style:çakma;
shirt-color:#ff99ff;
shirt-align:pantoloniçi;
background-music:flowshakerz_-_outro_lex.mp3;

}

</style>

Zengin soyadı diye bir şey var bence. Bakıyorsun soyadı Hancızade, Kamacıoğlu falan. Soyadını silkelesen 20 bin euro düşecek gibi.

(via geceleriesen tufan)